Vatan çay ile çayınız tazelenecek... 0462 731 2400

info@vatancay.com.tr

Türk Çayının İncelikleri

23 Şubat 2015

Yorum

Off
 Şubat 23, 2015
 Off

1853 Kırım Savaşı’nda müttefikimiz olarak İstanbul ‘a gelen İngiliz ve Fransız askerleri çay içme alışkanlığını buraya taşıyınca Türk toprakları yeniden çayla tanıştı. Ama tedariki zor olduğu için Kırım Savaşıherkesin alamadığı bu içecek önce sadece konaklarda içildi.1880 ‘lerde  Direklerarası’ nda peş peşe çayhanelerin açılmasıyla çay tutkusu geniş kesimlere yayıldı.İstanbul ‘un entelektüelleri ve orta hallileri çayhaneleri doldurdular.Anadolu’da ise çay İran ‘ ve Rusya ‘ya komşu Erzurum , Van ve Hakkari gibi serhat şehirlerinde içiliyordu.Vanlılar İran’daki gibi çok demlenmiş koyu çay içerken , Erzurumlular aksine Rus modası açık çayı tercih ettiler.Rusya’da kadınlarla ince ruhlu kişilere hitap ettiği için offozerskiy çay ( subay çayı ) diye adlandırılan açık  çay , bizde paşa çayı adını aldı.

Kıtlama yöntemi de böyle geldi doğu vilayetlerimize.Rusların çay kültürünün bir parçası olan semaverin de Anadolu’ya ulaşması uzun sürmedi.Rusçada kendi kendine anlamına gelen samo eki ile kaynayan anlamındaki varit kelimesinin birleşmesiyle oluşan samovar Türkiye’de kulağa daha tatlı söyleyişiyle semavere dönüştürüldü.Ehlikeyfin vazgeçilmezi olan bu aracı millileştirmek için etimolojik bir gerekçe de bulunmuştu.Farsça üç anlamındaki se ile Arapçada su anlamındaki ma sözcüklerinin ortaklığına Türkçe ver fiili yoldaş yapılarak “Üç su ver “ cümlesiyle , çayın makul miktarının sınırı çizildi.Hatta buna “Çay Kanunu” da dediler.Tanzimat bürokratı ve valisi Hacı İzzet Efendi 1878 yılında Çay Risalesi adlı bir kitap hazırladı.Yakın dostlarının Çaycı lakabını taktığı bu ilk Osmanlı çay tiryakisi, en sağlıklı çay içme vakitlerinin sabahları kahvaltıyla birlikte ya da kahvaltının ardından ,akşamları ise yemekten iki saat sonra olduğunu yazdı.Çaycı Vali’ ye göre çayın 50 dirhemlik fincanla iki veya üç fincan içilmesi en ideal ölçüydü.articebox_3f

Çin , Japon , Cava ve Hindistan’dan gelen nefis kokulu ve halis çayların toptan ve perakende satıldığını belirten çaycı reklamlarının gazetelerde yer aldığı bu yıllarda fıkra gibi bir olay da yaşamıştı: Cihan Harbi esnasında Bağdat Valisi olan Süleyman Nazif , bir gün 3.Ordu Komutanı Hafız İsmail Hakkı Paşa’dan Yüz bin okka şekerle on bin okka çayın yirmi dört saat zarfında hazırlanarak orduya sevk edilmesini emreden bir telgraf alır.Telgrafta şaşıran Vali , cevabı telgrafında nüktedanlığını konuşturur: “Çin imparatoruna gönderilmesi icap ederken  yanlışlıkla vilayetimize çekilen telgrafınız okundu.Memurin-i mülkiyenin mesuliyeti rüz-i mahşere kalmıştır.( Devlet memurlarının hesabı mahşer gününe kalmıştır.! )

Çay ülkemizde  , Çin ‘de ve Japonya’da olduğu gibi dini ritüellere ,felsefi akımlara konu edilmeli ama Türk ‘e özgü tüketim kuralları oluşmakta gecikmedi. Çay zevkini belki de en iyi ifade eden dizeler tiryakiler tarafından yazıldı.

Çay kadehte dide-efrüz olmalı

Lebriz lebreng ü lebsüz olmalı

Yani cam bardaktaki çayın rengi göz kamaştıracak kadar parlak ,tadı buruk ,ısısı dudağı yakacak derecede sıcak, bardak da ağzına kadar dolu olmalıydı.Çay sefasını dört ana kaideye oturtan bu dizeler ,ehlikeyfin kitabında dudak payına yer olmadığını da ima ediyordu.caykahve

Çay sohbetini bir anekdotla bitirelim.Erzurum ‘a yeni taşınan İstanbullu bir gelin, kıtlama içmeyi merak ettiği için bir komşusuna konuk olmuş.Ev sahibi ikramını yapmış.Gelin şekeri ağzına almış, bir yudum çay çekince erimiş.ikinci de aynı şekilde; üçüncü dördüncü…Derken ,gelinin bardağının daha yarısına bile gelmediğini gören Erzurumlu Eze dayanamayarak : “Gurban olam gelin hanım ,senin çayını şimdi ben tatlandıram da , sen gıtlamayı get evinde öğren.” Demiş.

Yorum yapıldı

Comments are closed.